16 Haziran 2008 Pazartesi

14 Haziran 2008 Cumartesi

Radical Noise - Bazen

sabahın sesi kulaklarımda
biri pencereyi açmış yine
ekşi yorgun bir tat ağzımda
şehir gri kefeninde sakin
davetsiz konuklarla tedirgin
güneş kararsız, yolum uzun

hani olur ya bazen, kaçarsın herşeyden
hani olur ya bazen, şarkı biter aniden
işte böyle günlerde, hep uyumak istediğinde
tam da böyle günlerde; umudu büyüt içinde...

şehrin toprağı altımda inlese ufakça irkilsem
sesime ses verse bir martı
yalnızlığın öbür ucunda bir dost daha var diyebilsem
hani sen hiç gitmesen...

hani olur ya bazen, kaçarsın herşeyden
hani olur ya bazen, şarkı biter aniden
işte böyle günlerde, hep uyumak istediğinde
tam da böyle günlerde; umudu büyüt içinde...

(yaşam ağını örerken gözlerine, şarkı birden duruverse bile;
gözlerini ayrılık ıslatsa bile, umudu büyüt içinde)

12 Haziran 2008 Perşembe

bir uyanma biçimi olarak; opera !

sizlere tavsiyem, kendinize hayatın anlamını daha yüksek, daha ince notalarda arayan, ne kadar rönesans sanatı varsa hepsine gönül vermiş, tahminen 50 'li yaşlarında, yalnız yaşayan, komunizm görmüş geçirmiş bir komşu edinin. tıpkı benim ki gibi..

sabahları arya 'larla uyanmak pek bir şirin oluyor ve kesinlikle bütün gününüzün mükemmel geçmesine olanak sağlıyor..

ne diyelim, yakında katil olmassak iyidir !

27 Mayıs 2008 Salı

mola.

uzun bir süre ortalarda yokum. sevgiler.

8 Mayıs 2008 Perşembe

şenlik '08.

gidip görebildiğim kadarıyla bu sene uludağ üniversitesi bahar şenlikleri tek kelimeyle harikaydı. şenlik alanına üniversite öğrencilerinden başka insan alınmaması inanılmaz isabetli bir karar olmuş. ne girişlerde trafik çılgınlığı yaşandı ne de içerde içip içip kavga çıkartan serseri problemleri. adam gibi gidip eğlenebilmek gerçekten güzeldi.

ilk akşam sahneye çıkan sertab erener bizi bitirdi. kesinlikle insan üstü bir varlık o, o nasıl bir sestir, o nasıl bir samimiyettir öyle. konser alanında ki insanların %90 'ı ağzı açık bir şekilde izlemek zorunda kaldı konseri şaşkınlıktan. sertab binlerce kişiyi kendine aşık etti o akşam.

ikinci akşam sahneye çıkan hayko 'ya söylenecek söz bulamıyorum. adam sadece hayvan. yoktu öyle bir performans, öyle bir gaz. kesinlikle sahne adamı hayko. işini çok iyi biliyor. grubuyla beraber sahnede kendinden geçti resmen adam. çıldırdı. ayrıca, hayko şarkılarını söylerken yanlarda ki projeksiyonlar da kendisinin kamera karşısına geçip yaptığı saçma sapan hareketleri izlemek gerçekten keyifli ve eğlenceliydi.

şenlik komitesinin bu sene ki tek hatası şebnem ferah 'ı getirmek olmuş. (hüseyin turan 'ı da unutmamak lazım tabi) hayko cepkin ne kadar eğlendirdiyse insanları şebnem ferah o kadar içine sıçtı bütün gecenin. lise aşkları temalı şarkılarını dinlemekten bıkan binlerce insan konserin yarısında terk etti alanı. şebnem ferah 'ta başladı bursa 'nın hayatında ki yerini anlatmaya. kısacası şebnem ferah bi daha sahneye çıkmasın, çıkacaksa bursa da olmasın. gerek yok.

bu gece hüseyin turan sahne alıcak şenliklerde, yarın duman. hüseyini geç de, duman 'dan umutluyuz bakalım. yetişebilirsem ona da gidicem. gidip eğlenip geri dönücem.

hoşçakalın.

5 Mayıs 2008 Pazartesi

boşa geçen onca zaman üzerine.

aslında hayatımda ki en büyük pişmanlık diyebilirim, boşa geçirdiğim onca zamana. olmayacak hayaller peşinde, olmayacak insanlarla. aslına bakarsanız hayatımın son 3 yılı tamamen hatalar, yanlış kararlar ve pişmanlıklar 'la geçti. ta ki 5 ay önce kararını verdiğim ve yavaş yavaş uyguladığım reform 'a kadar. artık boşa geçirilen zaman yok, boş insan hiç yok. =)

ama öyle bir şey var ki vazgeçemiyorum. huylu huyundan vazgeçmez demişler ya, öyle bir şey heralde. evet, ben de pek çoklarının pençesine düştüğü mmorpg tarzı oyunlardan bir türlü vazgeçemiyorum. anlamsız bir şekilde inanılmaz keyif alıyorum oynarken, çocuk yaşlarda fallout 'la başlayan rpg maceram, diablo, ultima online, popmundo, o, şu bu derken world of warcraft la devam ediyor. verilen onca para, harcanan onca zamana rağmen, bu keyiften alıkoyamıyorum kendimi bende tıpkı 10 milyon 'u aşan kayıtlı world of warcraft oyuncusu gibi. tek kötü alışkanlığım bu kaldı. günü gelince bunu da yenicem ama, biliyorum. şu sıralar gayet mutluyum oyunu oynarken, işin güzel tarafı, hem derslerime, hem arkadaşlarıma, hem kız arkadaşıma herkese gereken vakti ayırabiliyorum. hala bağımlıyım ama, biliyorum, fakat bu sefer görüldüğü üzere eskisi kadar yüksek dozda değil.

diğer yandansa şunu farkediyorum yavaş yavaş, kötü olan herşeyi bünyeden atıyorum istemdışı. 1 ay öncesine kadar deli gibi saatlerce wow oynerken, bu gün günde maksimum 1 saat oynayıp kapatıyorum ve giderek bu süre daha da azalıyor. işte buna gerçekten seviniyorum.

son olarak, boşa harcadığım zamanı belgeler nitelikte, karakterimin süre istatistiklerini koyuyorum. bakıp bakıp utanayım diye. =)



ne kadar yazık değil mi ? bilgisayar başında, odaya kitlenip boşa geçirilen tam 6 gün. dolu dolu. ama hatalarımdan ders almaya devam ediyorum, yavaş yavaş wow 'u da hayatımdan çıkartıyorum.

hoşçakalın.

4 Mayıs 2008 Pazar

kadınlar

"ayrılıkları düşündüm, ne kadar zor olduklarını, ama bir kadından ayrılmadan başka bir kadınla ilişkiye giremiyordun. kadınları gerçekten tanımak, içlerine nüfuz etmek için onların tadına bakmak gerekiyordu. erkeği kafamda tasarlayabiliyordum, çünkü bende erkektim; ama kadınları yeterince tanımadığım için onlar hakkında yazamıyordum. bu yüzden onları elimden geldiğince araştırıyor, içlerinde insani şeyler keşfediyordum. yazma faslı unutulmalıydı. yaşanan tamamlanmadan hakkında yazmak yazıyı yaşananın gölgesinde bırakmak demektir. yazmak işin tortusuydu sadece. bir erkeğin kendini hissedebileceği kadar sahici hissetmesi için bir kadın tanıması gerekmiyordu, ama birkaç tane tanımanın da zararı yoktu. böylece ilişki bittiğinde kendini gerçekten yalnız ve delirmek üzere hissetmenin ne olduğunu öğreniyor, sonun geldiğinde neyle yüzleşeceğine dair fikir sahibi oluyordun"

"o kadar çok şey vardı ki beni duygulandıran; yatağın altında bırakılan kadın ayakkabısı, etajerin üstünde unutulmuş saç tokası, "çişim geldi" deyişleri, saç kurdeleleri, öğlenin bir buçuğunda onlarla çıkılan bulvar yürüyüşleri; içki, sigara ve muhabbet dolu o uzun geceler; tartışmalar, intaharlar; birlikte yiyip kendini iyi hissetmek; nerden geldiğini anlamadığın şakalar ve kahkalar; havadaki mucize duygusu; arabayı park edip içinde oturmak; sabahın üçünde eski sevgilileri kıyaslamak; horladığının söylenmesi, onun horladığını duymak; anneler, çocuklar, kediler, köpekler ; bazen ölüm ve bazen boşanma, ama hep sürdürerek, halletmeye çalışarak; bir sandviç büfesinde tek başına gazete okurken onun şimdi zeka seviyesi 95 olan bir dişçiyle evli olduğunu düşünüp efkarlanmak; hipodromlar, park gezintileri, piknikler; kodesler bile; onun sıkıcı arkadaşları; senin içkin, onun dansı, senin onu boynuzlaman, onun hapları, senin aldatmaların."

"varılacak bir hüküm yoktu, bir seçim yapmak zorundaydın. iyiliğin ve kötülüğün ötesinde fikri teoride iyiydi, ama yaşamı sürdürmek için seçim yapmak zorundaydın: kimi diğerlerinden daha müşfikti, kimi seninle daha ilgili; bazen de dış görünüşü harikulade ama içi buz gibi olanlar da gerekebiliyordu; sırf eğlence olsun diye, iki paralık boktan filmler gibi. daha müşfik olanlar daha iyi düzüşüyorlardı gerçekten; onlarla bir süre takıldıktan sonra gözüne harikulade gözükmeye başlıyorlardı, çünkü harikuladeydiler gerçekten.."

kitap genel hatlarıyla iki paralık boktan filmler gibi olsa da, bir süre okuduktan sonra gerçekten gözünüze harikulade gözükmeye başlıyor. okumak tamamı ile zaman kaybı olsa da, üstte ki 3 paragraf gerçekten okumaya değer ve rehber nitelikte. ne diyelim, bukowski okuyun, ama onun gibi olmaya çalışmayın. :)

1 Mayıs 2008 Perşembe

mesaj no 1.

burdan götü fazla kalkan arkadaşlara ufak bi uyarıda bulunmak istiyorum. karşınızda kimin olduğunu ve istediği zaman neler yapabileceğini yeterince tecbure ettiniz zaten, ama görülüyor ki unutmuşsunuz.

ne diyebilirim ki, umarım ayağınızı denk alır da, beni bana yakışmayan şeyler yapmak zorunda bırakmassınız.

zamanında size yaptıklarımdan dolayı vicdanım sızlamıştı malesef, basit bir özür den ibaretti mesele. ama teşekkür ederim, pişman ettiniz beni yine.

son kez söylüyorum ve bunlar sizin hakkınızda kurduğum son cümleler olucak.
dikkatli olun ve benimle uğraşmayın, ağzınızdan çıkanı kulağınız duysun ve başkalarını bu işlere sakın ola karıştırmayın.

umarım mesaj alınmıştır.
murat.

USA

tanıyanlar bilir, uzun zamandır ha gittim, ha gideceğim dediğim yerdir amerika. pek çoğumuzun hayallerini de süsler. benimkiler gibi. çok uğraşmama rağmen bir takım problemler nedeniyle hatalı bir karar verip bulgaristan gibi 5. sınıf bir ülkeye gitmiştim. şimdi az kaldı. biraz daha sabredip, hayallerimin peşinden, iyi bir eğitim almaya amerikaya gidicem. kararlıyım. yapıcam, biliyorum.

bekle beni amerika, ben geliyorum. =)

28 Nisan 2008 Pazartesi

mutluluk.

uzun zamandır bu kadar mutlu olduğumu hatırlamıyorum. uzun zamandır insanlara gösterdiğim umursamaz ve vurdumduymaz yanımın (bunu ben değil, siz söylediniz bana, defalarca hemce) insanlara neler yaptırdığını görebilmek kadar eğlenceli bir şey yok. yaşadıklarından ders almalarını görmek, üstlerinde ki ölü toprağını atıp tekrar harekete geçtiklerini görmek, düştükleri yerden kalkıp yeni adımlar atmalarını seyretmek, çok değil, kısa bir zaman önce çizdikleri negatif, umutsuz insan tablosunu bir anda kendi elleriyle tam manasıyla "özgüven bombasına" dönüşmesini görebilmek kadar güzel bir şey yok.

ama lütfen şunu unutmayın.. bir gün olur da geri dönersem, bu gerçekten benim parçam olduğunuz içindir ve lutfen bunu hafife almayın.

keyifle kalın. tıpkı benim gibi.

25 Nisan 2008 Cuma

yapıştır.



evet, devir değişti.. :)

24 Nisan 2008 Perşembe

özetle..

every time i'm falling down, all alone i fall to pieces..

22 Nisan 2008 Salı

Tool - Sober

yapmayın kardeşim, yapmayın güzel arkadaşım. bu kadar güzel, bu kadar anlamlı sözler yazmayın. gerek yok.

there's a shadow just behind me
shrouding every breath i take
making every promise empty
pointing every finger at me.

waiting like a stalking butler
who upon the finger rests.
murder now the path called "must we"
just before the son has come.

jesus, won't you fucking whistle
something but the past and done?

why can't we not be sober?
i just want to start this over.
why can't we drink forever.
i just want to start things over.


i am just a worthless liar.
i am just an imbecile.
i will only complicate you.
trust in me and fall as well.

i will find a center in you.
i will chew it up and leave,
i will work to elevate you
just enough to bring you down.

trust me.

mother mary won't you whisper
something but what's past and done.
trust me. i want what i want.

velvet revolver


son zamanlarda keyifle ve sıkça dinlediğim grupların başında geliyor velvet revolver. bu sebebten bilenlere onları yeniden hatırlatmak, bilmeyenlere onları tanıtmak istiyorum.


aslında hepimiz yakından tanıyoruz onları. özellikle biri var ki aralarında, saçma sapan şapkasıyla, uzun kıvırcık saçlarıyla, ağzından düşürmediği sigarasıyla gönüllerimizde taht kurmayı başarabilmiş. pek çoklarının idolü slash. evet, grup guns'n'roses 'in eski üyelerinden gitarist slash, basçı duff mckagan ve davulcu matt sorum tarafından 2002 yılında kuruldu daha sonra da aralarına gitarist dave kuscher 'i aldılar. önceleri şarkıya göre vokal belirleyen grup daha sonra isabetli bir kararla scott weiland 'i kadrolarına kattı ve grubun bir kaç hafta öncesine kadar süregelen kadrosunu oluşturdu.

nedendir bilinmez scott enteresan triplerlerdeydi şu sıralar. en son duyduğumuza iskoçyada ki konserlerinde "velvet revolver 'in son turnesini izliyorsunuz" gibi bir açıklama yapmış herkese dumur yaşatarak. inanmak istemesekte geçtiğimiz günlerde slash ve arkadaşlarının yaptığı açıklama scott 'un gruptan kovulduğu şeklindeydi. yeni solist arayışındaymış şu sıralar vr.

grupla alakalı bir diğer üzücü noktaysa bu güne kadar türkiyeye hiç gelmemiş ve gelmeyi düşünmüyor olmaları. ne diyelim, türkiyeye inanılmaz grupların geldiği şu güzelim 2008 senesinde onları da burada izleyebiliriz..

velvet revolver hakkında daha yazılabilecek bir çok şey var belki ama şu anda aklıma gelenler bunlarla sınırlı. yazının sonuna bir kaç video ekleyerek yazıyı noktalıyorum ve bir dahaki yazıya kadar görüşmek üzere diyorum..




venimus vidimus

yıllardır özlemimdir, bir blog açayım, yazayım edeyim. sevgili dostum berker peksağ sayesinde yıllar önce bir blog denemem de olmuştu. ama tutmamıştı. bişeyler olmuştu. hayatımda ki bir çok şeyden sıkıldığım gibi ondan da kısa bir sürede sıkılıp bir kenara atmıştım.

ama bugün -belki de anlatacak çok şeyim olduğundan- tekrar ve en basit yoldan bir blog açmaya karar verdim. zamanla geliştireceğim, yazacağım, edeceğim.

şimdilik bu kadar. basit bir yazısı olsun bu paragraf. yada herneyse..

yeni birşeyler yazana kadar, görüşmek üzere.